onsdag 30. desember 2020

Is Geography a Destiny?

Bir varmış Bir yokmuş güzel zamanlar da gecen güzel bir hikâyeyi anlatmayacağım size, üzgünüm.

Oysaki 1-2 yıl çalışıp geri döneceklerdi, yani herkes öyle zannediyordu... 

...  

Çocukları, anne, baba ve kardeşlerine daha güzel bir gelecek sunmak için geçmişlerini ve geleceklerini feda ettikleri hiç bitmeyen bir hayat yolculuğu. Onları nelerin beklediğini bilmeden ve belki de daha okuma yazmayı doğru dürüst bilmiyorken, çok paralar kazanıp Mercedes ile köylerine döneceklerini hayal eden ama ne dönebildikleri nede ruhen ait olabildikleri göcmenler.

Birçok ülkenin sözlüğüne yeni kelimeler ekleten, birçok ülkenin politik yapısını ve hatta kısmen-kebap dili ekleten Göç insanları. 

Her iki tarafın birbirlerine kendilerini kabul ettirmenin görünmez savaşında yitip giden 1. ve 2. jenerasyon çocukları. Bir taraf entegre adi altında asimile çalışmaları yaparken diğer taraf kültürüm, geleneklerim göreneklerim diye ufacık çocukların omuzlarına bindirdikleri yükleri yetmiyormuş gibi birde her biri bir taraftan o korumasız çocukların kolundan çekiştirip durdular senelerce. 

O çocuklar kendilerini hiçbir yere ait hissedemediler, ne babalarının memleketlisi olabildiler nede doğup büyüdükleri topraklara ait olabildiler. 

.... 

Babam, 1976 yılında Almanya ya geldi ve onun için "zaman" o tarihte durdu. Tek bir bavul ile gelmişti, içine birkaç parça kıyafet, gelenekleri, görenekleri, ayıpları ve kültürlerini doldurup çıkmıştı o yolculuğuna.

Babam Irak ve Türkiye sınırında bulunan küçük bir köyde dünyaya gelen 8 kardeşten 5 numara. Annesi, evde çocuklara bakar Babası yani dedem de hayvan ve çiftçilikle uğraşırdı, Halalarım anneanneme yârdim ederken, amcamlar babalarına yârdim ederlermiş. Babamların köyünde okul olmadığı için babam sadece 2 sene okula gidebilmiş, halalarım hiç gidememişler çünkü kız kısminin okulda isi olmazmış. Zaten hepsi de çok küçük yaslarda evlendirilip başka köylere gelin gitmişler. Halamları tanımıyorum onları çocukluğumda bir iki defa gördüğüm halleri ile hatırlıyorum, ama orada bir yerlerde hala köklerimin var olduğunu biliyorum. 

Her şey olması gerektiği gibi giderken, köy bir gün kırmızı bir Mercedes gelmiş, bütün köylüler etraflarına toparlanmış, çobanlık yapan Isa Bey köyden Avrupa’ya göç edeli daha 1 yıl olmadan muhteşem bir geri dönüş yapıp köydeki herkesin gözünü boyamayı başarmış. Ne kadar ilginç değil mi ufacık bir dokunuş bir insanın kaderini bir anda değiştirebiliyor olması.  Ogün kafası karışanların içinde babamda varmış ve o da karar vermiş Çoban Isa gibi, Pardon Isa Bey gibi Avrupa’ya gidip ailesine güzel bir hayat sunacakmış.

Bir aksam yemeğinde Isa Bey gibi Almanya’ya gitmek istediğini söylemiş babam, dedeme. Dedem ilk baslarda karşı çıkmış ama babam koymuş kafasına ve planlarını birbiri sıralamış, ineklerden birtanesini satarlarsa yol parası çıkarmış zaten kısa bir sure içinde çok para kazanıp ilk maaşı ile yerine yeni hayvanlar alınırmış. Günlerce bunu dile getirmiş en sonunda köyden birkaç kişi daha gideceğini öğrenince Dedem kabul etmiş. Ve birkaç hafta içerisinde köyden 3-5 kişi ile umutlarına doğru yola çıkmışlar.

Annem ve babam çocuk yasta evlenmişler. Annem 15, babam 19 yaşındaymış. Birkaç yıl içerisinde 3 tane çocuk sigdirmis annem ufacık bedenine ama normali oymuş o zamanlarda, kimse yadırgamazmış.

Ben Elena, 3 kardeşten en küçükleri benim, babam Almanya’ya gittiğinde ben daha dünyada yokmuşum, hatta annemin bana hamile olduğundan bile haberi yokmuş. Neyse ki babam 2 yıl sonra bizi de yanına almışta tekrardan bir aile olabilmişiz.

Almanya’nın küçük bir kasabasında bir araba fabrikasında çalışırdı babam, birçok yabancı aile vardı kasabada, hepsinin hikayesi birbirine benzerdi ve zamanla birbirlerine daha çok benzemeye başladır.

Annem ev hanimiydi, okuma yazması yoktu o hiç çalışmadı sadece diğer kadınlar gibi çocuklarına bakmak ve yemek yapmaktı görevi. O küçük grup gittikçe yasadıkları kasabayı kendilerine benzetmeye başlamışlardı, köydeki kurallarını Almanya’ya da taşımaya başarmışlardı, isin korkunç yani ise seneler geçmesine rağmen onlar hala 1970´li yılların Türkiye’sinde, Irağında yaşıyorlarmış gibi davranıyorlardı. Bu küçük topluluk, ahlak bekçileriyle dolu olan ve mahalle baskısının yoğun ve daha şiddetli haline bürünmüş haliydi sanki.

Ben ve kardeşlerim önce kreşe, sonra ilk okula başladık. 

Sevilmenin ne olduğunu bilmeden büyüdük biz. Annem ve Babam kendi aileleri tarafından sevilmeden büyüyen iki insandı çocuklarına nasıl sevgi göstermeleri gerektiğini bilmezlerdi, onların sevgi gösterimi karnimizi doyurup erkenden uyutulup en ufak bir hatamızda cezalandırılmaktı. Dayak, su içmek gibi normaldi bizler için, sevilmemenin çok normal gelmesi gibi.

İnsan kendi anne ve babası tarafından sevilmeyince değer görmeyince başka insanlarında onları sevmeye hakları yokmuş gibi gelir.

Gittiğimiz okullar bizi kendilerini, evdekilerde bizi kendilerine benzetmek için çekiştirip dururlardı, iki farklı kültür arasında sikistirilmanin acisinin daha sonradan çıkacağını bilmeden geçiriyorduk günlerimizi. Küçücük yaşlarımızda iki farklı dünyalara ayak uymaya zorlandık. Her iki tarafın beklentilerini karşılamak o küçük ben için çok fazlaydı ve bir zaman sonra hatalar yapmaya başladım. Dışarıda ki hayat için doğru ama evdeki hayat için yanlış olan hatalar. Ben hiçbir zaman bir yere ait olamadım...

Her şey 9. sınıfa geçince başladı, hayatimin tam ortasına Alex geldi, bir grup çalışmasında yakınlaşıp, acaba ne derler diye düşünmeden özgürce sevmek ve sevilmek istedim. Alex bizim kültüre hakimdi, sınıf dışında konuşmazdık ve bazen birlikte bizim mahallenin girişine kadar yürürdük. Hiçbir zaman elimi tutmaya cesaret edemedi bende edemedim. Hiç bıkmadan saatlerce konuşurduk, her konudan konuşurduk hayallerimizi geleceğimizi paylaşırdık birbirimize ama asil gerçekliğe hiçbir zaman değinmezdik. Yaz tatile kadar böyle devam etti. Yazın her yıl olduğu gibi babamın köyünde geçirecektik yaz ayini.  Söz verdik birbirimize her hafta birbirimize mektup yazacaktık ve gelince değiş tokuş yapacaktık.  

Yaz tatilinde ablamı istemediği birisiyle nişanladılar, babamın uzaktan akrabası, ablama danışma gereği bile duymadan. Ablam hiç karşı gelemezdi babama, o ne isterse ne derse o olurdu, kaderine razı gelmek onun göreviydi. Annem, o geleneklerine bağlı bir kadındı evde erkeğin sözü geçerdi ona göre.

Okulların açılmasını hiç bu kadar beklememiştim, yazdığım ve deli gibi sakladığım mektuplarla okulun yolunu tuttum. Alex yoktu, ikinci üçüncü derse de gelmemişti. Bütün gün bekledim yine gelmedi. Haftalar sonra öğrendim ki başka şehre taşınmışlar, 1-2 saat uzaklıkta. Hayatimin ilk hayal kırıklığını, o zaman yasamıştım. Bir gün, evden okula giderken karşıma çıktı, elinde bana yazdığı ama hiç gönderemediği mektuplarla, o heyecanla atlamışım boynuna o kadar siki sarıldım ki çocuk yazık bir an nefes alamamıştı. O gün ilk kez okula gitmemezlik yaptım bütün gün Alexle eskiden olduğu gibi sohbetler edip yürüdük, sanırım hayatimin en güzel anlarıydı.

 

Aksam eve geldiğimde beni bekleyen sürprize hazirsiz yakalanmanın saskinligi ile kala kaldım. Babam, annem ve kardeşlerim dik dik bakıyorlardı bana. O gün hiç yemediğim kadar dayak yedim babamdan, mahalleden birisi anneme yetiştirmiş,” senin kızı bir oğlanla gördük” demişler. Annemde babama söylemiş sağ olsun, gerekeni o halleder diye düşünmüş olmalı.

Aradan birkaç gün geçtikten sonra, gym dersinde üzerimi değiştirirken birileri vücudumdaki morlukları öğretmene yetiştirmiş oda müdüre, olay baya büyüdü tabi. Eve gelen sosyal hizmetler ve akabinde beni bir yurda yerleştirmeleri birkaç gün içerisinde oldu. Hiç üzülmedim o evden ayrıldığıma. Hiçbir şey olmamış gibi beni yeni yazdıkları okula gitmeye devam ettim. Annem ve babam birkaç defa benimle görüşmek istediklerini dile getirselerdi hiçbir zaman onları görmek istemedim. Onlara dair bende kalan hiç güzel bir anim yoktu.

Birkaç ay içerisinde beni alman bir ailenin yanına verdiler, anne baba gibi değillerdi ama en azından dayak yemiyordum. Seneler sonra ablamla uzun bir telefon görüşmesi yaptık, bana annemin intihar ettiğini söyledi. Benden sonra psikolojisi baya bozulmuş ne ilaçlar ne psikologlar ne terapiler hiçbiri fayda etmemiş, kendini bir trenin altına atıp bu dünyadan gitmek istemiş. Kalbimde anneme dair güzel anilarim olsun isterdim…

Sevilmeden büyümüş çocuklar, sevginin ne olduğunu bilirler mi?

------------------------------

Şu anda 2021 tarihinde- hala yasadığı ülkenin dilini öğrenmeyen ve çocuklarını mağdur bırakan anneler ve babalar var. Zaman değişir ama bulunduğun toplum değişmezse zamanın değişimi o kadar da önemli değildir. Güçlü kadınlara ihtiyacımız var bizim, kayıp gitmeyecek jenerasyonlar için. 

Gamzenin bana anlattığı bir gerçek hikâyeden çok etkilenerek ilham perim seneler sonra teşrif ettiler. Uzun zamandır yazamıyordum iyi oldu... Her iki tarafında acımasızca eleştirmek istemiyorum ama çok saçmalıkları var ki sabaha kadar konuşulsa bitmez galiba. 

 

torsdag 22. oktober 2020

Jose Saramago demis ki; (…) ben bilinmeyen adayı bulmak istiyorum, o adaya ayak bastığımda kim olduğumu öğrenmek istiyorum. Bilmiyor musun ki, kendinden dışarı çıkıp kendine bakmadıkça kim olduğunu asla bilemezsin.”

Virusum ile odamda otururken,  izole hayatimda Jose Saramago ile tanistim, bugune kadar tanismadigin hata dediginizi duyar gibiyim ama sanirim normal hayatin zamansizligina cok kaptirmis olmaliydim kendimi. O kaosun icerisinde cok sey yaptigimi zannedip aslinda hic birsey yapamadigimi fark ediyorsunuz sonra. Zamanim yokmus gibi gelirdi hic birseye, oysaki insan en cok kendinden kisarmis zamani.

Klasik cumleler kuramicam, bu virus bana sunlari ogretti felan diye, hic bir sey ogretmedi bana sadece bir bulasici hastaliga daha bulasmanin bos vermisligi ile geciriyorum zamanimi, eklem agrilarimi ve halsizligimi bir kenara birakirsak. 

Bu surecte en iyi vaktin kitap ve netflix olduguna karar verip, okumaya "zamanimin" olmadigini dusundugum kitaplari okumaya karar verdim. Cok yeni kalem´ler ile tanistim, bazilarinin hayatina taniklik ettim, ama ne yalan soylim ben en cok Kisa kitaplari severim hemen okuyup bitirmelik, 400+ kitaplar kendini tekrara girip asiri detaylara girmesini sevemiyorum. Ya ben YouTube da bile birseyi en az 1,5x hizi ile izleyen biriyim 700 sayfalik kitaplar cok agir.

Sorgulatan kitaplar en sevdiklerim, sana soru sordurtan, kafanda soru isaretleri birakan. Mesela Jose´nin, kitabinda, bu kitap bana sunu hissettiriyor dedim ve bi sonraki sayfasinda benzer bir cumle gordum, cok hosuma gitti. Muhtemelen benimle ayni hissiyatlara kapilmis bir cok insan vardir ve belkide bu yuzden kisacik bir kitap klasikler arasina girmeyi basarabilmis. Her seyde oldugu gibi, insan biraz kendinden birseyler bulmak istiyor okudugu kitaplarda izledigi filmlerde. 
 
Filmi yapilmis kitaplarin filmlerini izlememeyi tercih ediyorum, yada filmini izledigim bi kitabi okuyamiyorum. Kitaplari guzel kilan - kendi hayal dunyanda canlandirman, kendi castíni kendin yapabilme ozgurlugu. Filmdeki cast ve oyunculuk kafandaki ile ortusmeyince sonuc hayalkirikligi. Yazarin hayat hikayesini okurum kitaba baslamadan once, kendinden neleri kattigini merak ederek, hangi acilarini kaleme dokmesine bakarim. Kafka´nin Donusum kitabindaki kendini anlatisi cok agir gelmisti, 60 sayfalik kitabi 1 gunde bitirmem gerekirken gunlerimi almisti. Cok agirdi, Kafka ile empati kurmak onu hissetmek agir gelmisti.

Jose Saramago, "Bilinmeyen Adanin Oykusu` demek istedigi gibi ben kendimi bulmak istiyorum, buldugumda cok gec olmadan tam zamaninda tadinda bulmak istiyorum. Belki de buyuzden bazen o adadan uzaklasip okyanusun derinliklerinde bogulacaginida bilsen o riski alman gerekiyor, gercek kendine, gercen benligine ulasabilmen icin. Bazen cok yorucu, surekli bir arayista olmak, sonucunun guzel olduguna inanarak. 

Ne istedigini. ne istemedigini, neyi sevdigini-sevmedigini ve daha bircok sey. Kendini kesfettikten sonraki sen okadar cok guclusun ki, adimlarin o kadar daha saglam ki. Bu yolda cok buyuk hatalar da yapabilirsin, keskelerin olacaktir muhtemelen, derin ic cekmelerinde olucaktir, fedakarliklarinda...

Hayatin lezzetine ulasmak icin umarim hayat senden cok fedakarliklar istemez ve seni borclu birakmaz, Umarim Okyanusta bogulmayanlardan olursun...

Jose saramago demis ki; (…) ben bilinmeyen adayı bulmak istiyorum, o adaya ayak bastığımda kim olduğumu öğrenmek istiyorum. Bilmiyor musun ki, kendinden dışarı çıkıp kendine bakmadıkça kim olduğunu asla bilemezsin.”


lørdag 10. oktober 2020

Silah satip sonrada ama cocuklar savas cok kotu bisey diyen iki yuzlu gelismis ulkelere selam.!

Konuya nasil baslicagimi bilmiyorum ama sanirim direk konuya girsem daha iyi olucak. Hersey ufak cocuklarin ucurtma ucururken uzerlerine dusen bir bomba ile basladi. Butun Avrupa hatta butun dunya ayaga kalkmisti, yer yerinden oynadi ufak cocuklarq bu yapilani hic kimse kaldirqmadi demek isterdim ama maalesef boyle birsey olmadi, sadece online gazetelerde bi kac dakika yer alip sonra diger konular gibi yok olmaya mahkum oldu. Milyarlarca insan var ve Yemende ne olup bittigini bilmeyen bi milyon insan daha. Simdi sana sorsam gercekten yemende cocuklardan haberin varmi diye sorsam? Senin ozrun ama sadece orada haksizlik yokki mi diye baslarsin cumlene yoksa tv dizilerini dahami detayli bir sekilde ozet gecersin. TV bize ne sunuyosa onu mu kapiyoruz yoksa gormemezlikten gelmek bizim tercihimiz mi? Size biraz yemendeki cocuk olaylarindan bahsedim okuduktan ve gordugunuz fotograflardan sonra muhtemelen bi iki dakika dusuneceksiniz sonra hic bir sey olmamis gibi dizinize veya instagraminizda dolasmaya devam ediceksiniz. Cok biliyosun madem sen yazi yazacagina git biseyler yap dediginizi duyarcgibiyim. Hakli olabilirsiniz somut birseyler yapmiyorum ama sosyal medyankn gucunun farkindayim. Daha kendi komfor bolgemden cikip oralara dogru yol almadim ama en iyi bildigim seyi yapiyorum yazarak sizlere ulasmanin derdindeyim. 


Gelin bir goz atalim Neden ozellikle Yemeni secmem konusuna, cunku orada durum cok vahim hergun en az 3 cocuk olmekte ama bunun ne onemi var, cocugum yemek yemiyor diye aglayanlarin yaninda, eger ilerlerse her yazimi bir bolgeye ayirmayi dusunuyorum. Yemende olaylar tam olarak nasil basladi..

Klasik olan hepsi Amerikanin oyunlari diye olaya girmicem, bu olay 1.ds sonra basladi zaten yap boz hayal edin.. ortadoguda bir yap boz misali orada huzur olursa slklntl olur, hic bir sey satamazsin suanda silah satislarinda 1sirada kim var tahmin edin bile demicem cunk sorunun cevabi ortada. Huzur olursa satis olmaz, satis olmazsa para olmaz. USA diger ulkeler gibi ne yer alti olaylari var nede kuvvetli bir sosyal demokrasi olayi, afrikada saglik olursa slklnti olur neden mi en cok ilac satan ulkeye bir goz atalimmi, yok hic gerek yok oda belli zaten. Dusunsenize yillik 10000 milyard dolar geliriniz var herseyin basi hastalik der gecersin. 

mandag 23. desember 2019

Rasyonalizm mi? Sacmalamak mi?

Rasyonel mi ? 

O nedir gardas Italya da bir køymu?  

Mind Management diye bir kitap okumaya basladim cok iyi dediler kacirirmiyim? Hemen aldim. Icerigi kisinin nasil icindeki sempanze ile basa cikacagini felan ogretiyormus kitap. 

10-20 sayfa okuduktan sonra sirf kitap cikartmak icin kitap mi cikartilir? Steve Peters bana bilmedigim seyler anlatsana dedim yada bos ver sadece sus. Yada problem sende degil bende mi sevgili Stevecim?

Sevgili Stevecim birde okuyucular icin daha kolay olsun diye 3 ayirmis beyni ve de. Frontal akilli uslu olan bolum, Limbic duygusalca davranan sempanze.
Human brain
Psychological Mind 
Frontal 
Human 
Limbic 
Chimp 
Parietal 
Computer

Frontal denen yerde problem yok akillica hayatina devam ediyorsun ama Limbic denen sempanze seni yoldan cikartip insan oldugunu hatirlatiyor. Ben oyumu Chimpten yana kullaniyorum sizi bilmem!

Nekadar akilli insan olursan ol, hangi kitaplardan, hangi yollardan gecmis olsanda duygular isin icine girince kimse kusura bakmasin o Rasyonel kararlari alamiyorsun. O kadar sacma sapan hallerde buluyorsun ki bir anda kendini, kendin bile kendine sasirip noluyo lan bana duraginda buluyorsun kedini. Daha kibarcasi acaba bunun bilimsel bir aciklamasi varmi diyorsunuz bana sorarsaniz "lan bana ne oluyo" sorusu daha samimi. 

Fransiz kokenli olan Rasyonelin sozcukteki anlami da harikulade; Akla uygun, aklın kurallarına dayanan, ölçülü, ussal, hesaplı.

Gercekten herseyi bir kenara birakip aklin kurallara dayanan davranislarda bulunmasi kolay mi bir insan icin? Icindeki sempanze durmuyorsa surekli duygularinla oynayip senin olculu hesapli davranmana musade etmiyorsa? 

Yas ile mi alakali bu Rasyonallik, insan tecrube ettikce daha mi kontrolcu olu veriyor. Yahutta Avrupa li insanlar Sicak ulkelere gore daha mi duygusuz ve bu nedenden dolayi daha kontrolcu ve akilcimi davraniyorlar. 

Sema ile bugun bizim insanimizin nekadar herseyi uclarda yasadigini konustuk. Uclarda yasayan insanlarin donusumleride bi okadar keskin oluyor dedi. Herseyi bukadar derin yasamalarinin sebebi nedir? Avrupada donusumleri daha soft bir sekilde olduguna karar kildik ama butun avrupa ulkelerini kapsamiyor, yunan ve italyanlarin da bizlere benzer yonlerinin oldugunu gorebiliyoruz. 

Kekimizin icine 3 yumurta 1 litre sut katip icine biraz cografi ve kulturel ekleyip uzerinede dini serptikmi sanirim birazcik aciklayici olur ama daha bilimsel bir arastirma yapmadan kesin konusmak da zor.  

Rasyonalizm egitim ilede alakalimidir mesela? Iskandinav ulkelerini bas alirsak egitim duzeyinin yuksek oldugunu gorebiliyoruz ayni zamanda adamlarin ne kadar kontrolcu ve rasyonel kararlar alabildigini de ulkelerdeki sosyalizmden gorebiliriz. Ama onlardan bahsederken de ne kadar soguk insanlar oldugundan da bahsederiz. 

Bu kadar kontrollu yasamak bi zaman sonra insani alkole ve ona benzer seylere mi yonlendiriyor acaba? Bi insan alkol ve benzeri seyler aldiktan sonraki bos vermislik ve daha hesapsiz hareketlerde bulunmasinin nedenide gunluk gerceklerden ve rasyonalizmin verdigi agirliktan kurtulmak icin midir?

Rasyonel kararlar verilmesinden yana oldugumu ve olculu davranilmasi gerektigini savunanlardanim ama bir yere kadar, tek duze bir insan olmaktansa her rengi barindirmak ta insanliga dair olmamali. Sacmalamakta hayata dair olmali yahu, sonucta ølup gidicez bu dunyadan ve hic yasamamis gibi hic varolmamis gibi yok olucaz. Dedigim anda icimdeki akilli sempanze kafasini kaldirip "sacmalamakta hayata dair olsun AMA kontrollu bir sekilde olursa" ya bi ..... git 

Yalan soylemekte, insanlara bile bile aci cektirmekte ve zorda olan insanlarida gormemezlikten gelmekte rasyonalizmin bir parcasi midir? 


Psychological Mind

Human brain simplified


Psychological Mind




 Human brain
Psychological Mind 
Frontal 
Human 
Limbic 
Chimp 
Parietal 
Computer 



The Chimp is an emotional machine that thinks independently from us. It is not good or bad, it is just a Chimp.

You are not responsible for the nature of your Chimp but you are responsible for managing it.

One of the secrets of success and happiness is to learn to live with your Chimp and not get bitten or attacked by it. To do this, you need to understand how your Chimp behaves, and why it thinks and acts in the way that it does. You also need to understand your Human and not muddle up your Human with your Chimp.

The Psychological Mind has two independent thinking machines that also independently interpret our experiences: Human (Frontal) and Chimp (Limbic).

You are the Human.

Your Chimp is an emotional thinking machine.

Your Computer is a storage area and automatic functioning machine.

Any one of them can take complete control but usually they work together.

Ref. http://bookoutlines.pbworks.com/w/page/62064595/The%20Chimp%20Paradox%3A%20The%20Mind%20Management%20Programme%20for%20Confidence%2C%20Success%20and%20Happiness


tirsdag 22. oktober 2019

Okadar masum bakti ki..

Okadar masum bakti ki..

Okadar masum baktiki icim acidi... Sacini oksamak, simsiki sarilmak istedim,  soz vermek istedim! Sana soz hayatini dahada guzellestiricem diyebilmeyi cok istedim.  Ama yapamadim hic birini o masum iki goze sadece baka kaldim.. Aklimdan cikartamadigim iki masum bakis...

Ozur dilerim cocuk sana daha guzel bir dunya veremedigim icin cok uzgunum...

Bugun yolda yururken ufacik bir cocuga rastladim. Kafasini dizlerine yaslamis gecenin bir yarisi sokakta uyumaya calisiyo, corapsiz, ustu ince, onunde bi kactane mendil. Diz coktum yanina, ilk kez bukadar etkilendim bi cocugun o karanlikta o saatte sokakta mendil satmasina. Okadar guzel bakiyodu ki..

Cocuk senin bu saatte sicacik yataginda olman gerekirken sen buz gibi havada yalin ayak ne ariyosun dedim? Usumuyomusun coraplarin nerede? Yarim turkcesiyle anlatmaya calisti ; var ama kardeslerime veriyorum dedi onlarin da yok cunku. Ya sen ufaciksin bukadar yuku senin sirtina yuklemek haksizlik degil mi?.

Gozumun onune kendi yegenlerim geldi ayni yastalar ama yasadiklari hayatlari karsilastiramiyorum, vicdanim el vermiyor. Keske baska bir dunya olsa cocuklar icin, biz kotu insanlarin girmesi yasak olan baska bi dunya. Doyasinca dordurma yiyebilecekleri, doyasiya oyun oynayabilecekleri, doyasiyla cocuklarini yasayabilecekleri. O dunyadan sadece cocuk kahkahalari duyulan bi dunya.

Gercekten aileleri cok mu zor durumda yoksa gozleri bukadarmi para burumus ufacik cocuklarini gecenin bir yarilarina kadar mendil satmaya gonderiyorlar.

Cok basit aslinda.. Suriyedeki savas hic olmasa o cocuk belkide suanda cok farkli bir hayati olucakti. Buyuklerin savasinda olan ve kaybeden yine cocuklarin olmasi, yine en cok onlarin zarar gormesi ? Boylesi sacma sapan bir dunyada yasiyor olmak bir sinavsa ben kaldim bu sinavdan gecemiyorum !!!

Hepimizin adina ozur dilerim kucuk seni boylesi sacma sapan bi dunyada yasamak zorunda biraktigimiz icin…


torsdag 16. august 2018

Cigdemé masal

”Bazen bazi seylerin degerini daha iyi anlamak icin zaman ve sabir ister. Kayboldugun yolda yolu bulmak icin sarfedilen zaman gibi. Karanlik bi yolda yolu kaybetmek gibi biseydir bu, tek basinasindir. Yolunu aydinlatan tek sey ay isigidir. Sagina mi solunami gitsen? Yoksa geri mi dønsen? Okadar yol gelip, geldigin yolu dønmekte gelmez icinden. Kendinle basbasa kaldigin an´da icine yønelip kulak verirsin. Sag mi? Sol mu? Duz mu? Hangi yolu secersen sec, seni hep bi yolun sonuna cikartir. Birisi engebelidir, digeri duz digeri daha kisa bi yoldur. Ama yolun sonu senin secimlerindir”

Bir varmis bir yokmus evvel zaman icinde ulkenin birinde kucuk bi kiz cocugu yasarmis. Kucuk kiz dunyaya geldigi andan itibaren farkli oldugu cevresi tarafindan hemen fark edilmis. Diger kiz cocuklari gibi oyuncak bebeklerle oynamak yerine erkek cocuklar gibi amerikan futbolu oynamayi tercih edermis. Mahallenin kiz cocuklari bizim kizi yadirgasada o bu hayatindan cok memnunmus.

Ve bu kucuk kiz dunyanin kendi köylerinden ibaret olmadigini bilir ve birgun butun dunyayi kesfedeceginin hayalini kurarmis. Her gece hic gørmedigi ulkeleri kafasinda canlandirip bilmedigi sokaklarda yurudugunu hayal ederek uykuya dalarmis.

Yillar sonra artik cevresine ayak uyduramayan kiz birgun karar verip cantasini sirtina alip o ufacik penceresiz bu køyden gitmeye karar verirmis. Cunku onu artik orada tutan hic birsey yokmus. Etrafinda cok insan olmasina ragmen kendini yanliz hisseder, anlasilmadigini ve dunyayi artik kesfetmenin zamani geldigini anlamis. Cok bisey almamis yanina, cunku bilirmis aslinda, gidecegi yerdede kalamayacagini. Ruhunun özgur ve surekli biryerleri kesfetmeye ac oldugunu

Ve birgun o an´in geldigini hissetigi anda da yanina bi kac esyasinida alip, ardinda butun kotu anilarinida birakarak kalbi burukta olsa ardina bakmadan gitmis oradan.  

Ilk duragi hic bilmedigi bi ulke olmus, oraya kisa sureligine yerlesip oranin kulturunu dilini øgrenmis, yeni insanlar tanimis. Birgun yolda yururken, yolda yasli bi amcanin yere dustugunu gørunce hemen kosmus yanina, yardim etmis evine gøturmus. Adamin kimsesi olmadigini øgrenincede yasli adama aylarca hic ah demeden bakmis. Yasli adam ona hep cok zengin oldugunu ve mirasini kiza birakacagini søylesede, bizim kiz buna inanmayip adamin yasliliktan dolayi konustugunu dusunurmus. Ve maalesef bigun amca sabah sonsuz uykusuna dalmis ve yastiginin altinda bir mektup bulmus kiz, ve mektupta yasli adam ona ne kadar minettar oldugunu, yaptiginin hic bir maddi karsiligi olmasada ona mirasini ve bu yasadiklari evi biraktigini yazmis, vasiyet olarakta evi hic satmamasini söylemis.
Kiz paraya hic dokunmamis, kimsesiz cocuklar icin ufak bi yuva yaptirip o ulkedende yanina bi kac esyasini alip baska yerler kesfetmek icin yola koyulmus.

 Yine birgun dere tepe duz giderken kaybolmus kucuk kiz, yagmurlar vurmus, ruzgarlar yurumesini zorlandirmis ama korkmamis hic. Butun zorluklara ragmen dönmeyide aklinin ucundan gecirmemis. Koyulmus yolunu bulmaya.

         Cok zor durumda olan bi ulkeye yolu dusmus bigun, iki haftalik diye baktigi yolculukta aylarca kalmis kucuk kiz. Orada karsiliksiz sevgi mucizesi ile tanismis. Bugune kadar hayat hep ondan alirdi oysaki, ama bu defa ona verilme sirasiydi, ve bunu buyuk bi mutlulukla karsilamis kucuk kiz. Oradan ayrilsada kalbi herzaman orada atacagini bilecekti. Belkide ilk kez kendini evinde gibi hissetmisti, ama dunya kucuk yol uzundu, gitmenin zamani gelmisti. Budefa sirt cantasina iki uc parca esyasini degil, daha degerli seyleri katarak yeni yoluna gidecekti.  

”Bazen bazi seylerin degerini daha iyi anlamak icin zaman ve sabir ister. Kayboldugun yolda yolu bulmak icin sarfedilen zaman gibi. Karanlik bi yolda yolu kaybetmek gibi biseydir bu, tek basinasindir. Yolunu aydinlatan tek sey ay isigidir. Sagina mi solunami gitsen? Yoksa geri mi dønsen? Okadar yol gelip, geldigin yolu dønmekte gelmez icinden. Kendinle basbasa kaldigin an´da icine yønelip kulak verirsin. Sag mi? Sol mu? Duz mu? Hangi yolu secersen sec, seni hep bi yolun sonuna cikartir. Birisi engebelidir, digeri duz digeri daha kisa bi yoldur. Ama yolun sonu senin secimlerindir”

Hayat bu kucuk kiza engebeli yollar cikartsada o her defasinda bu yollari asip, kendine cikartacagi dersleri sirt cantasina atip, yoluna hep devam etmis.

Kimya kitabinda ki gibi, yolun sonuna geldiginde okadar birikimli ve ne istedigini bilir ki bu kiz cocugu, artik ustesinden gelemeyecegi hic bir zorluk yoktur. Herkesin gipta ile baktigi psikopatliklariyla delirttigi koca yurekli bi insan olu vermistir fark etmeden. Bi gun yeni bi kesfe ciktiginda yolunu bulmaya calisirken karsisina cikan O insanin hayatindaki O insan olacagini ilk gøruste anlar. Nerede kaldin dercesine baksada, tam zamaninda geldigini bilir aslinda. Hayatinin ilk devresinin son puzzle´na gelmistir, eksik olan o parcayida terettutsuz yerlestirir.

Sonra ne mi olur?

Ufacik sari bi kiz cocugunun annesi olur, adini SibelNur oglunada SibelHan adini takar (J). Ve bilir ki kizida diger cocuklardan farklidir ve yeni bi kesifciye sirt cantasini emanet edecegi icin cok mutludur. Sabirla bekledigi o guzel gunlerin hakli tadini cikartir ve masalda burda biter...

Dogum gunun kutlu olsun...


Bu masali sana regents parktan yaziyorum tarih 8 mayis. Istanbulda yagmur varken londrada 30 derece havada sana ithafen masal yaziyorum.