“Yeryüzünde hiçbir insan, hiçbir insana benim sana yaptığım kötülüğü yapmamıştır. Bütün bunlara rağmen gel. Sana ‘gel’ diyecek kadar yüzsüz ve alçaksam, ne halt edeyim, öyleyim işte. Fakat gel. Ve benden nefret ederek, beni hor hakir görerek de olsa, beni bir daha yalnız bırakma!” Nazimdan Pirayesine..
Piraye bu yakarislari göz ardi edemez gelir aslinda. Yine affeder. Nazimin onu defalarca aldatmasina ve kirmasina ve hayal kirikligina ugratmasina ragmen, evine geri dönebilirsin der. Taaki o hastane kapisindan Munevver girene kadar. Piraye donar kalir, bildigi ama görmezden geldigi gercekle karsi karsiya gelmek belkide gururuna dokunur ve o hastane kapisindan Nazim ve Munevveri geride birakarak cikar. Ve bir daha Nazima asla geri dönmez.
Dunyada insanin basina gelebilecek en aci olaylardan biridir, sevdigin insana karsi guvenini yitirme hayal kirikligi.
Naziminda, Pirayeninde ikinci evliligidir bu. 1935li yillarda dul ve iki cocuklu bi kadinin bi adama asik olmasini dusunebiliyormusunuz? Butun o mahalle maskilarina karsin yinede evlendi Nazimla ve evlilik basladigi gibi Nazimin hapishane gunleri, aclik grevleri, Pirayeye yazilan siirler ve mektuplar da baslar, taki Nazim gönlunu yitirene kadar...
Belki Nazim en cok Pirayeyi sevmedi, ona yaptigi haksizliklar yuzunden senelerce vicdan azabi cekti, oyuzden Piraye Nazimda her zaman özel kaldi...
Sokratesin de dedigi gibi buyuk hayallerin kirikliklari da buyuk olur. Nazimi buyuk seven Piraye hayal kirikligiyla nasil basa cikip nefes alabildi?
Vicdan; "kişiyi kendi davranışlarıyla ilgili olarak bir yargıda bulunmaya yönelten, kişinin kendi ahlak değerleri üzerinde dolaysız ve kendiliğinden yargılama yapmasını sağlayan, kişiye doğruyu ve iyiyi yapma yükümünü de yükleyen içsel güç."
Kimseye veda edemez O, kimse ile vedalasamaz, kapilari asla kapatmaz hep aralik birakir, cunku geri döndugunde o araliktan girebilsin, cunku hic bir zaman gittigi yerde kalamayacagini bilir...
Nazimin her bir hucresinde bir kadin cigligi, neresine dokunsan bir kadinin izi.. Nazim aslinda hic kimseyi sevmedimi? Nazim belkide aska asikti demisti degerli bi arkadasim.
Hikayenin birde diger tarafindan bakalim;
Ya Nazim, Pirayeden hic vazgecmediyse? Ya Munevverin oyunuysa bunlarin hepsi? Tamda Pirayenin hastahanede oldugu anda nasilda giri vermis odaya Munevver? Piraye hic olayi Nazimin agzindan dinlemismidir sizce? Yoksa asiri doz gururdan belkide cok mutlu olacagi bi gelecegini Munevverin oyunlarina mi teslim etmistir?
søndag 20. november 2016
mandag 14. november 2016
Hey Epizodik bellek, senin sorunun ne dostum ha?
belki herşeyi
yapabilirsin
herşeyi
düşünebilirsin içinde
tarafsız olursun
anlamaya çalışırsın sorunu
iki taraftan da
bakarsın analiz yaparsın derince
ama yok
olmaz hiçbiri
çünkü
kıyaslanamazlar
farklı
hayatlardaki farklı acılar...
Hafizani
sifirlayip tamemen silmek istermiydin? Sifirlanmis bir hafiza ile yeniden
baslamaya cesaretin olurmuydu? Ya suandakinden daha iyi bir hayatin olursa? Ya
suandaki yaptiklarindan, daha buyuk hatalar yaparsan? Dostoyevski abimiz bu
sorulara özet gecmis...
"Ne yaparsan yap, daima pisman
öleceksin. Belki yaptiklarindan belkide yapmadiklarindan"
Her zaman
insanogluna verilen en güzel hediyenin ”unutmak” oldugunu dusunurdum, yoksa
nasil dayanilirdi, hic unutulmasaydi o büyük acilar? Oh Allahtan unutmak diye
guzel bir icadimiz var da tekrardan gulmeye deger bulup, kaldigimiz yerden
devam ediyoruz hayatimıza. (Unutmus gibimi yapiyoruz acaba?)
Seninkide aci
mi? Diyen kafa sesimiz her nekadar, sansli oldugumuz ve sukretmemiz gerektigini
dikta edip dursada, ve her nekadar haklilik payi da olsa, ”Acilarin agirligi
kiyaslanmaz, herkes kendi tasidigi yuku bilir” demis atalarimiz.
Ama söylede bir
gercek varki sacimizin teli agrisa sadece bize ait bi aci icat etmislerde onu yasadigimizi
zannederiz, dunyanin sadece kendi etrafimizda döndugunu dusunup, sadece
kendimize odaklaniriz, ego tavan yani. Neyse ego mevzusune bugun deyinmeyi
dusunmuyorum, bugunku merak konum ”hafiza”.
Ps; Bu arada
benim bahsettigim acilar/anilar artci deprem misali, buyuk travmalardan
bahsetmiyorum "Evladini yitiren bir Annenin acisi kiyaslanabilirmi diger
acilarla? Onlari ayri tutup buyuk saygiyla acilarinin önünde egiliyorum...)
Paplo Neruda da
benim gibi isin icinden cikamamis olmali ki kamuoyuna danismis; ”Neler daha
agirdir sirtimizda, acilarimiz ya da anilarimiz mi?”
Cevap basit ama
kafa karistirici.. Peki deger mi o anilar icin aci cekmeye? Ne deger ne degmez
bilmem ama, insan guzel anilar biriktirmeli sırt cantasinda, arkasini dönup
baktiginda yuzunde tebessum olusturacak anilar..
NO pain NO gain
diyede guzel bi soz var pek severim, ønce acisini cekeceksinki sonra sana tatli
gelsin. Her ani tebessum ettirmeye bilir, ama onlardan cikartecagimiz
tecrubelerle daha saglam adimlar atmamizi saglamazlar mi? Belkide hayatin bize
sundugu bir sinav..
Peki o anilarin
acilarini Neden unuturuyoruz, yada unutmuyoruz? Eskici misali mi bu hafiza?
eskidikce degerinimi yitiriyo bellegimizdeki anilarimiz? Peki Anilarimizdan mi
kurtulmak istiyoruz yoksa onlarin bize verdigi acidan mi? Bu bir rasyonel
secimin surecimi? Yoksa anilarimiz eskidigi icin, artik anilarimiz bizi eskisi
kadar acitmadigi icin mi, unuttugumuzu zannediyoruz?
Psikolojide anilarimizin biriktirdigimiz bölgeye Epizodik
demisler yani anisal bellek, bu bölge bireylerin hatiralarini, anılarını
içerir. Kişiler için önemli olan olaylar bu bellekte saklanır. Zaman
ilerledikçe buradaki bilgilerin hatırlanması zorlaşabilir. Zaman herseyin ilacidir
diye bosuna dememisler yani, tabi gecerken gecirir lafinida unutmamali.
Beynimizin
hardiskini yani `Hafiza` kardesi biraz yakindan taniyalim; Psikolojide daha
önceden öğrenilmiş bilgiyi hatırlama yeteneğine hafiza derler, sonradan öğrenilen bilginin hafızaya kaydedilirken
kullanılan sürece verilen ada kodlama,
øgrenilen bilgilerin hafizada tutulma islemine ise saklama deniliyo.
Hafizamizi 3
bellege bölmusler, duyusal bellek, kisa sureli bellek ve uzun sureli bellek..
Yani bilgileri
tutma süresi birkaç dakikadan daha kısa olan belleğe kısa süreli bellek
diyolar.
Bu süre içinde
belleğin üç aşaması olan kodlama, depolama ve geriye getirme aşamaları
gerçekleşir. Bu bellekte algılama yoluyla meydana gelen bilginin çok sınırlı
miktarı tutulur. Kısa süreli bellekte aksamalar, hatalar daha çok olur. Kısa süreli belleğin önemli özelliklerinden
biri de, unutma olduktan sonra çağrışım ve hatırlamanın söz konusu
olmamasıdır. Artık o bilginin izine
rastlanamaz. (Muhtemelen sinavlardan önce ben buralarda dolaniyordum)
Bundan sonrasi
internetten derleme;
Duyusal
Bellek : Duyusal bellek ya
da duyusal kayıt bilgilerin ilk geldiği yerdir. Duyusal depoda yer alan
girdilerin tümü, duyusal mekanizmalar
(göz,kulak vb) yoluyla edinilen bilgilerdir. Çevreden gelen uyarıcılar alıcılar
tarafından alınarak duyulara kayıt edilir.
Duyusal kayıt
süresi çok kısadır. Sokakta duyduğumuz bir korna sesinin, kesildikten sonra
bile bir süre kulağımızda yankılanması;
televizyondaki canlı bir görüntünün değiştikten hemen sonra bile
gözümüzde canlanmaya devam etmesi duyusal belleği örneklendirir.
Uzun
sureli bellek : Öğrenilmiş
olan bilgileri tutma süresi birkaç dakikadan başlayarak insanın tüm yaşamı
boyunca sürebilen belleğe uzun süreli bellek denir. Uzun süreli belleğe alınan
bilgi uzun zaman aralığında hatırda kalır ve unutulmaz. Uzun Süreli Bellek
Kapasitesi sınırsız olan, bilgilerin uzun süre kaldığı bellektir. Buradaki
bilgiler şemalar şeklindedir. 3 tür uzun süreli bellek vardır. Bunlar;
Anlamsal
(Semantik) Bellek: Kişinin
çevre ile ilgili genel bilgilerinden oluşur. Kavramlar, kurallar ve olgular
burada depolanır.
İşlemsel
(Prosedürel) Bellek: Bir
işlemin nasıl yapıldığıyla ilgili bilgiler burada bulunur. Buradaki bilgileri
sözlü olarak ifade etmek zordur. (Açık olmayan hafıza: implicit). İşlemlerin
oluşması burada uzun zaman alır. Oluştuktan sonra işlemleri hatırlamak çok
kolaydır. Yuzmek, araba kullanmak, dans etmek gibi.
Belleğin
Güçlendirilmesi
–
Belleği daha güçlü yapma yollarından biri, “hatırda tutma” tekniğidir. Bu
teknikte yeni bilgiler eski anılara kodlanabilir, bazı kelime ve kavramlar
tekerlemelerle bellekte tutulabilir.
–
Daha iyi bir öğrenme için gerekli koşullar belleğin güçlenmesinde de etkilidir.
–
Tekrar, unutmayı azaltarak belleği güçlendirir. Aralıklı tekrarlar belleğe
kalıcılığı artırır.
–
Öğrenilen meteryaller arasında benzerlikler kurma belleği güçlendirir.
onsdag 2. november 2016
Benim hipokampüsum prematüre doğmuş
Benim hipokampüsum premature dogmus…
”Yasadigi yeri terk etme arzusundaki insan mutsuz bir insandir” Milan Kundera
Ben kendimle tanistigimdan bu yana hep biryerlere gitme arzusundayim, ne yani mutsuzmuyum ben simdi? Bunu arastirmak icin google tikladim ve karsima cikan basliklar aynen assadakiler gibiydi;
Mutlulugun recetesi…
Mutlu olmanin sirlari
Mutlu olmak icin edilecek dualar
Bu liste uzar gider, ölumsuzlugu buluruzda mutlu olmanin sirrini bulamayiz gibi, mutluluk nedir yenirmi icilirmi? Kokusu varmidir? Abidin bile mutlulugun resmini cizememis ki, biz zavalli human patientsler nasil bulup birde uzerine resmini cizicez.
Uzaktan seslerinizi duyar gibiyim evet haklisiniz mutluluk göreceli bisey, mutluluk sevdiklerinizle zaman gecirdiginiz, sevdiginiz seyleri yaptiginiz an`lardan olusan bi duygu patlamasidir, tamamda kac dakika sürer bu big bang olayi?
Mutsuzlugun bir sonraki evresi buhram ve depresyon, hadi gelin depresyona kisa ve yuzeysel gi göz atalim..
Depresyon yeni neslin simarikligindan dogan sacmaliklardan olusan boslukmudur? Afrikali bi cocuk depresyondamidir mesela? Suriyeye bombalar yagarken her gece durmadan sevisen insanlar depresyondamidir? Ulan herseyimiz var bi mutlulugumuzmu yok? Neden yok? Nicin yok? Babam boyle pasta yapmayi ögrenene kadar, neden depresyonsuz pasta yapmayi ögretmedi?
Bi kac teori uretilmis insanoglunun neden mutsuz ve depresif olduguna dair söyleki; Inancliysan Yaradandan uzaklastigin icindir, inanmiyosan tabiat ana sana kusmustur senin haberin yoktur. Ayagin tasa degse kalbini yoklicaksindir. E-psikiyatriye görede diger kisisel problemlerden olusan mental hastaliklardan olusan sacma salak bisey.
Ha birde basimiza hipokampus cikti, nasilmi? Arastirmalara göre hipokampusu kucuk olan insanlarda depresyona yatkinlik daha fazlaymis.
Hipokampus anilarin depolanmasi icin gerekli olan beynin kucuk bir parcasi digerlerine oranla depresyon gecmisi olanlarda daha kucuktur. Daha kucuk hipokampusun daha az serotonin reseptøru vardir. Yani benim hipokampusum kucuk diyemi bunlarin hepsi? Ne yer ne icer lan bu hipokampus ona gøre buyutelim su cocugu gøzunu seveyim.
Depresyondayken yapilmasi gereken 10 seyin listesinide vermicem size, cunku oyle bir recete yok, kendi icindeki kafandaki o sorunu bulup ona yonelik cozumler uretmek senin elinde. Sevdiklerimizle zaman gecirip zaten mutlu oluruzda, sevmediklerimizle nasil mutlu olup bu durumla basa cikariz onu cözumlendirmeye calisilmali. Sonuc itibariyle, kesin olan sey ise depresyonun bircok faktørun katkida bulundugu karmasik bir hastalik oldugudur
Kisacasi 7/24 mutluda olunmazki zirvede birakmak lazim bazende. Bir meyvenin olusup olgunlasmasi icin, o agacin bir surecten gecmesi gerekir. Agacin o meyveyi olusturmasi icinse 4 mevsimin yaninda, yagmurunada, karinada, ruzgarinada, gunesinede ihtiyaci vardir. Insanlar icinde gecerlidir bu. Yasadiginiz zorluklardan en iyi tecrubeleri edinip, yola daha degismis, daha guclu ama muhtemelen icten ice daha kirilgan kosar adimlarla ilerlemeli. Yoruldugunda bir durakta dinlenmeyide bilmeli.
"Zenginlerin hipokampusu fakirlerin hipokampusunden büyükmüdür?" Sosioekonomiyi takiyormudur bu hipo denen küçük kardeş?"
lørdag 29. oktober 2016
Saflik ve iyilik arasindaki ince cizgi
”Insani en cok yipratan sey iyi niyettir.” Oscar Wilde
"Kötüyü ve yanlisi affedecek kadar iyi olsan da, asla ve asla onlara bir sans daha verecek kadar saf olma" demis Tom Robbins abimiz haksizda sayilmazmis aslinda...
”Ayni evrende yasamamali cellatlar ve cocuklar. Ya ölmeli
cellatlar, ya da hic dogmamali cocuklar” Che Guavera
"Insan kendi degerini kendi belirler" Sibelius
Bu guzel sözlerden sonra su
saflik ve iyilik cizgisini bir de wikipedia gözluklerinden bakalim..
Tam olarak nereden gectigi Isvicreli bilim adamlar tarafindan
hala arastirilsada muhtemelen Ekvator`dan bi durak önce. Saf-iyilik; Dogu
ve bati yarumkureleri birbrinden ayiran hayali bir dairesel hattir. Dogu ve
bati kutup noktalarina esit uzaklikta olan noktalarin birlestirilmesiyle elde edilen
cizgidir. Safligin enlemi tanim geregi Zero`dur. Yerkurenin saflik uzunlugu
sonsuz km`dir.
Isin geyigini bi tarafa birakirsak, saflik ve iyilik
cizgisini tamda karsinizdaki insanin size olan tutumu, size duydugu sevgi ve
saygi ile alakali olan bir cizgidir. Size deger veren bir insan siz ona ne yaparsaniz nasil davranirsaniz davranin,
kiymetli gelecektir. Nasilmi gelin biraz cevremizdeki insanlarin hal ve
hareketlerini gozlemleyerek bunu anlamlandirmaya calisalim.
Soyle bir goz gezdirip biraz hafizamizi yoklarsak karsimizdaki
insanin yaptiklari hal ve hareketlerle sizi safmi yoksa deger verdigi bir birey
olarakmi gordugunu anlayabiliriz. Sizin her yaptiginizi kendi cikarlari
cercevesinde degilde sizide o cerceveye katiyosa bilinki siz onun icin degerli
bir arkadas degerli bir insansiniz.
Madalyonun bir diger yuzune bakarsak karsinizdaki insan sizin
ona bictiginiz degerin cok altinda bir deger bicip size o degerle yaklasiyosa,
o zaman kusura bakmayin ama bir numarali saf ve salak seviyesine hos geldiniz
demektir. Cunku ne yaparsaniz yapin karsinizdakine hic bir degeriniz olmayip aksine dalga konusu
dahi olabilirsiniz.
Ideolojilerinizden biriside iyi ve yardim sever bir insan olmaksa, off cok kotu bittiniz siz.
Bu ideolojisinize genellemeden cikartip degerinizi anlayanlari ekleseniz ya? Yok efendim ozaman etik anlayisimiza ters diyip bi humanistligi oynamalar felan. iste saflik dedigimiz mertebenin zirvesidir. Yerim sizin etik anlayisinizi, karsinizdaki insan sizi saflik mertebesinin nirvanasina cikartti haberiniz yok, hazir nirvanaya cikmisken gunese selam cakmadan donmeyin ayip olmasin. NAMASTE gunes kardes!
Tamam tamam siz iyilik yapip denize atin o birgun sizi bulur atasozleriyle kendinizi avuta durun ben bir sonraki duraga gidiyorum.
Ideolojilerinizden biriside iyi ve yardim sever bir insan olmaksa, off cok kotu bittiniz siz.
Bu ideolojisinize genellemeden cikartip degerinizi anlayanlari ekleseniz ya? Yok efendim ozaman etik anlayisimiza ters diyip bi humanistligi oynamalar felan. iste saflik dedigimiz mertebenin zirvesidir. Yerim sizin etik anlayisinizi, karsinizdaki insan sizi saflik mertebesinin nirvanasina cikartti haberiniz yok, hazir nirvanaya cikmisken gunese selam cakmadan donmeyin ayip olmasin. NAMASTE gunes kardes!
Tamam tamam siz iyilik yapip denize atin o birgun sizi bulur atasozleriyle kendinizi avuta durun ben bir sonraki duraga gidiyorum.
PS! Gelmisine gecmisine ve kendi safliginizin gelmis ve gecmisine herzaman saydirip sövebilirsiniz bunu yapmak icin asla gec kalmis sayilmazsiniz. Baskasi degil kendi degerinizi kendiniz bilin ;)
Abonner på:
Kommentarer (Atom)