mandag 14. november 2016

Hey Epizodik bellek, senin sorunun ne dostum ha?

belki herşeyi yapabilirsin
herşeyi düşünebilirsin içinde
tarafsız olursun anlamaya çalışırsın sorunu
iki taraftan da bakarsın analiz yaparsın derince

ama yok
olmaz hiçbiri

çünkü kıyaslanamazlar
farklı hayatlardaki farklı acılar...

Hafizani sifirlayip tamemen silmek istermiydin? Sifirlanmis bir hafiza ile yeniden baslamaya cesaretin olurmuydu? Ya suandakinden daha iyi bir hayatin olursa? Ya suandaki yaptiklarindan, daha buyuk hatalar yaparsan? Dostoyevski abimiz bu sorulara özet gecmis...

"Ne yaparsan yap, daima pisman öleceksin. Belki yaptiklarindan belkide yapmadiklarindan"

Her zaman insanogluna verilen en güzel hediyenin ”unutmak” oldugunu dusunurdum, yoksa nasil dayanilirdi, hic unutulmasaydi o büyük acilar? Oh Allahtan unutmak diye guzel bir icadimiz var da tekrardan gulmeye deger bulup, kaldigimiz yerden devam ediyoruz hayatimıza. (Unutmus gibimi yapiyoruz acaba?)

Seninkide aci mi? Diyen kafa sesimiz her nekadar, sansli oldugumuz ve sukretmemiz gerektigini dikta edip dursada, ve her nekadar haklilik payi da olsa, ”Acilarin agirligi kiyaslanmaz, herkes kendi tasidigi yuku bilir” demis atalarimiz.
Ama söylede bir gercek varki sacimizin teli agrisa sadece bize ait bi aci icat etmislerde onu yasadigimizi zannederiz, dunyanin sadece kendi etrafimizda döndugunu dusunup, sadece kendimize odaklaniriz, ego tavan yani. Neyse ego mevzusune bugun deyinmeyi dusunmuyorum, bugunku merak konum ”hafiza”.

Ps; Bu arada benim bahsettigim acilar/anilar artci deprem misali, buyuk travmalardan bahsetmiyorum "Evladini yitiren bir Annenin acisi kiyaslanabilirmi diger acilarla? Onlari ayri tutup buyuk saygiyla acilarinin önünde egiliyorum...)

Paplo Neruda da benim gibi isin icinden cikamamis olmali ki kamuoyuna danismis; ”Neler daha agirdir sirtimizda, acilarimiz ya da anilarimiz mi?”
Cevap basit ama kafa karistirici.. Peki deger mi o anilar icin aci cekmeye? Ne deger ne degmez bilmem ama, insan guzel anilar biriktirmeli sırt cantasinda, arkasini dönup baktiginda yuzunde tebessum olusturacak anilar.. 
NO pain NO gain diyede guzel bi soz var pek severim, ønce acisini cekeceksinki sonra sana tatli gelsin. Her ani tebessum ettirmeye bilir, ama onlardan cikartecagimiz tecrubelerle daha saglam adimlar atmamizi saglamazlar mi? Belkide hayatin bize sundugu bir sinav..  

Peki o anilarin acilarini Neden unuturuyoruz, yada unutmuyoruz? Eskici misali mi bu hafiza? eskidikce degerinimi yitiriyo bellegimizdeki anilarimiz? Peki Anilarimizdan mi kurtulmak istiyoruz yoksa onlarin bize verdigi acidan mi? Bu bir rasyonel secimin surecimi? Yoksa anilarimiz eskidigi icin, artik anilarimiz bizi eskisi kadar acitmadigi icin mi, unuttugumuzu zannediyoruz?
Psikolojide anilarimizin biriktirdigimiz bölgeye Epizodik demisler yani anisal bellek, bu bölge bireylerin hatiralarini, anılarını içerir. Kişiler için önemli olan olaylar bu bellekte saklanır. Zaman ilerledikçe buradaki bilgilerin hatırlanması zorlaşabilir. Zaman herseyin ilacidir diye bosuna dememisler yani, tabi gecerken gecirir lafinida unutmamali.

Beynimizin hardiskini yani `Hafiza` kardesi biraz yakindan taniyalim; Psikolojide daha önceden öğrenilmiş bilgiyi hatırlama yeteneğine hafiza derler, sonradan öğrenilen bilginin hafızaya kaydedilirken kullanılan sürece verilen ada kodlama, øgrenilen bilgilerin hafizada tutulma islemine ise saklama deniliyo.

Hafizamizi 3 bellege bölmusler, duyusal bellek, kisa sureli bellek ve uzun sureli bellek..

Yani bilgileri tutma süresi birkaç dakikadan daha kısa olan belleğe kısa süreli bellek diyolar.
Bu süre içinde belleğin üç aşaması olan kodlama, depolama ve geriye getirme aşamaları gerçekleşir. Bu bellekte algılama yoluyla meydana gelen bilginin çok sınırlı miktarı tutulur. Kısa süreli bellekte aksamalar, hatalar daha çok olur.  Kısa süreli belleğin önemli özelliklerinden biri de, unutma olduktan sonra çağrışım ve hatırlamanın söz konusu olmamasıdır.  Artık o bilginin izine rastlanamaz. (Muhtemelen sinavlardan önce ben buralarda dolaniyordum)

Bundan sonrasi internetten derleme;

Duyusal Bellek : Duyusal bellek ya da duyusal kayıt bilgilerin ilk geldiği yerdir. Duyusal depoda yer alan girdilerin tümü,  duyusal mekanizmalar (göz,kulak vb) yoluyla edinilen bilgilerdir. Çevreden gelen uyarıcılar alıcılar tarafından alınarak duyulara kayıt edilir.
Duyusal kayıt süresi çok kısadır. Sokakta duyduğumuz bir korna sesinin, kesildikten sonra bile bir süre kulağımızda yankılanması;  televizyondaki canlı bir görüntünün değiştikten hemen sonra bile gözümüzde canlanmaya devam etmesi duyusal belleği örneklendirir.

Uzun sureli bellek : Öğrenilmiş olan bilgileri tutma süresi birkaç dakikadan başlayarak insanın tüm yaşamı boyunca sürebilen belleğe uzun süreli bellek denir. Uzun süreli belleğe alınan bilgi uzun zaman aralığında hatırda kalır ve unutulmaz. Uzun Süreli Bellek Kapasitesi sınırsız olan, bilgilerin uzun süre kaldığı bellektir. Buradaki bilgiler şemalar şeklindedir. 3 tür uzun süreli bellek vardır. Bunlar;

Anlamsal (Semantik) Bellek: Kişinin çevre ile ilgili genel bilgilerinden oluşur. Kavramlar, kurallar ve olgular burada depolanır.

İşlemsel (Prosedürel) Bellek: Bir işlemin nasıl yapıldığıyla ilgili bilgiler burada bulunur. Buradaki bilgileri sözlü olarak ifade etmek zordur. (Açık olmayan hafıza: implicit). İşlemlerin oluşması burada uzun zaman alır. Oluştuktan sonra işlemleri hatırlamak çok kolaydır. Yuzmek, araba kullanmak, dans etmek gibi.

Belleğin Güçlendirilmesi
– Belleği daha güçlü yapma yollarından biri, “hatırda tutma” tekniğidir. Bu teknikte yeni bilgiler eski anılara kodlanabilir, bazı kelime ve kavramlar tekerlemelerle bellekte tutulabilir.
– Daha iyi bir öğrenme için gerekli koşullar belleğin güçlenmesinde de etkilidir.
– Tekrar, unutmayı azaltarak belleği güçlendirir. Aralıklı tekrarlar belleğe kalıcılığı artırır.

– Öğrenilen meteryaller arasında benzerlikler kurma belleği güçlendirir.

Ingen kommentarer:

Legg inn en kommentar

Merk: Bare medlemmer av denne bloggen kan legge inn en kommentar.